CORONA VİRÜS (COVİD-19) SEBEBİYLE YAŞANACAK HAK KAYIPLARININ TELAFİSİ MÜMKÜN MÜ? ( ESKİ HALE İADE)

 

 

Kısa süre içinde tüm dünyayı etkisi ve korkusu altına alan Covid-19, bilinen adıyla Coronavirus’un her geçen gün daha da yayılması ve halen tıbbi olarak bir çözümünün bulunamaması nedeniyle, ülkemizde birçok etkinlik, spor müsabakası, fuarlar, siparişler, uçuşlar, otel rezervasyonları iptal edildi, ediliyor. Sağlık Bakanlığı’nın doğru zamanlama ve tedbirleri ile Türkiye’de salgın hale gelmesine karşı güçlü bir mücadele veriliyor. İlk ve ortaokullar ile üniversiteler tatil edildi, bir çok işyeri işçilerini ücretsiz izne çıkarmak durumunda kaldı.

Kalabalık ortamda virüsün yayılma hızı da göz önüne alındığında, Hakimler ve Savcılar Kurulu Koronavirüs tedbirleri kapsamında bir duyuru yayınlayarak ” Corona Virüs (Covid-19) olarak bilinen solunum yolu bulaşıcı hastalığı, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 9 Mart 2020 tarihli raporuna göre 100’den fazla ülkede 109 bin teyit edilmiş küresel vakayla kayıtlara geçmiştir. DSÖ tarafından, Corona Virüs için 2 Mart 2020 tarihinde küresel risk seviyesini “yüksekten”, “çok yüksek” seviyesine çıkarılmış, ayrıca “Uluslararası Kamu Sağlığı Acil Durumu” ilan edilmiştir. Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Koronavirüs Bilim Kurulu’nun önerileri kapsamında; yargılama faaliyetlerinin yürütülmesinde herhangi bir soruna sebebiyet vermemek amacıyla, tutuklu işlere yönelik soruşturma ve kovuşturmalar ile ivedi sayılacak diğer hususlar haricinde duruşma ve keşiflerin ertelenmesi ile gerekli görülen hâllerde SEGBİS uygulaması kullanılması hususunun mahkemelerimizce değerlendirilmesi, mezkûr Kurulun önerileri doğrultusunda yeni tedbirlerin hayata geçirilmesi için gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi, keyfiyetin merkez ve mülhakat adliyelerinde görev yapan tüm hâkim ve Cumhuriyet savcılarına duyurulmasını rica ederim. ” şeklinde ifadesi ile ivedi işler dışında duruşma ve keşiflerin ertelendiği kamuoyuna duyurmuştur.

Fakat bu koruma tedbirleri, adliyelerdeki işleyişin fiilen durması sonucuna yol açmıştır. Her ne kadar alınan tedbirler, hukuken süreleri(itirazlar, cevaplar, istinaf ve temyiz kanun yolu başvuruları vb.) durdurmamaktaysa da, tutuklu işler dışında fiilen herhangi bir iş ve işlem yapılamaktadır. Yine, 60 yaş üstü ve kronik rahatsızlıkları bulunan hakim ve savcıların izinli sayılmasının yanı sıra tüm kamu kurumlarında hamile personeller başta olmak üzere birçok personelin izinli sayılması yalnızca adliyede değil, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında işlemlerin durması veya yavaşlamasına neden olmuştur. Bu önlemlerin, sıkılaştırılıp sıkılaştırılmayacağı bilinmezken, yaklaşık 3 ay sürmesi tahmin edilen bir durumdur. Ancak bu durumun sonuçları ileri ki zamanlarda ortaya çıkacaktır. Hayatın normale dönmesiyle birlikte, bir çok işin süresi dolmuş ve vatandaşın hak kaybına uğramış olma ihtimali kuvvetli bir ihtimal olarak karşımızdadır.

Bu kapsamda vatandaşların ciddi hak kayıplarına uğramalarının engellenmesi veyahut bu hak kayıplarının telafi edilmesi sağlanmalıdır. Bu tür hak kayıplarının önüne geçilebilir mi, telafisi mümkün mü gibi soruların cevapsız kalmaması gerektiği düşüncesi ile bu yazıyı kaleme alıyoruz.

Yasa koyucu tarafından, kamu düzeninin sağlanması amacıyla getirilmiş hak düşürücü kanuni süreler ve mahkemelerin bir işlemi yapması için koyulmuş, fakat hak düşürücü nitelikte olmayan süreler, mevzuatta düzenlenmiştir. Bu kapsamda, taraflar için konulmuş olan süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir. Bu süreler kural olarak kesindir.( HMK M.94/1) Bu nedenle, bir işlemin kanunî süresi içinde yapılıp yapılmadığı, merci tarafından kendiliğinden gözetilir. Bunun yanı sıra, hâkim, kanunda belirtilen istisnaî haller dışında bu süreleri azaltılıp çoğaltılamaz (HMK M. 90/1).

Yine,  bazı hallerde sürenin belirlenmesi kanunda açıkça hâkime bırakılmış olabilir veya hâkim bir işlemin belirli bir sürede yapılmasını öngörebilir. Hâkimin belirlediği süreler kural olarak kesin değildir; hâkim iki tarafı dinledikten sonra süreyi azaltıp çoğaltabilir (HMK M. 90/2). Hâkim kararında sürenin kesin olduğunu belirtebilir (HMK M. 94/2). Ancak bu durumda, kararında sürenin kesin olduğunu ve süreye uymamanın sonucunu açıkça belirtilmesi gerekir. Hâkim süre verirken sürenin kesin olduğunu belirtmemişse, süreyi geçiren taraf yeni bir süre verilmesini isteyebilir (HMK M. 90/2). Bu halde, verilen bu ikinci süre, kesindir ve tekrar süre verilmez. Şeklinde düzenlenmiştir.

Bu kapsamda, içinde bulunduğumuz mevcut durum dikkate alındığında; yasada belirtilen yahut hâkim tarafından tayin edilen kesin süre içerisinde yapılması gereken bir işlemin, avukatlar tarafından UYAP sistemi üzerinden yapılması mümkünse de kendisini bir vekille temsil ettirmeyen vatandaş tarafından süresinde yapılamayacağı açıktır. Bununla birlikte, avukat meslektaşın da, sağlık durumunun salgından etkilenmesi, çalışma alanlarının fiilen kapatılmış olması yahut yüksek risk içeren bir durumda olması nedeniyle, süre aşımı ve süreyi kaçırma durumları söz konusu olabilir. Böyle bir durumda, tarafın o işlemi yapma hakkının ortadan kalkmaması amacıyla; kişinin iradesi dışında gelişen sebepler nedeniyle, süresinde yapılamayan işler için 6100 sayılı HMK. M.95/1 ‘de ” ESKİ HALE GETİRME ” başlıklı istinai bir düzenleme yapılmıştır.

Öyle ki HMK. M.95/ 1 Kanun metninde“Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir.”şeklinde ifade edilerek kişinin iradesi dışında gerçekleşen nedenlerden dolayı hak kaybına uğramaması amaçlanmıştır.

Buna ilişkin olarak, ülkemizde ciddi bir Corona Virüs (Covid-19) , yayılma tehlikesi içinde bulunmamızdan dolayı, usul hukukuna ilişkin sürelerin işlemesine rağmen duyulan korku ve endişe nedeni ile neredeyse hiçbir iş, fiilen yerine getirilmemektedir. Bunun sonucu olarak tarafların böyle bir hak kaybı yaşamaması adına 6100 sayılı HMK uyarınca düzenlenen ” ESKİ HALE GETİRME ” usulüne başvurması icap etmektedir.

Aynı zamanda, 6100 sayılı HMK ‘nın kanun metninde açıkça Eski hale getirmenin şartı olarak belirtilen Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamaz.” ifadesiyle yapılmak istenen başka bir suretle yapılıyorsa bu yola başvurulamayacağı ifade edilmiştir. Bu kapsamda, şayet bir kişi hakkında verilen bir mahkumiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvuruda bulunamadığından dolayı cezası kesinleşmişse, eski hale getirme isteyerek istinaf kanun yoluna başvuru hakkını kullanabilecektir. Ancak, örneğin bir hukuki uyuşmazlıkta ıslah süresini kaçırmış olan bir kişinin, başka dava açarak aynı hakkın yerine getirilme imkanı olması nedeniyle bu talepte bulunamayacaktır.

Özetle belirtmek gerekirse, Eski Hale Getirme ( eski hale iade, hali sabıka irca ) , kanunda belirtilen veya hakimin belirlediği kesin sürede elde olmayan bir takım koşulların mevcudiyeti halinde usul işlemlerini süresi içerisinde yapamayan yargılama sujelerinin söz konusu işlemleri yapabilmesine imkan sağlamakta olup, o işleri yapma hakkı tanımaktadır. Bu imkan neticesinde, tarafların elde olmayan sebeplerle gerçekleştiremedikleri usuli işlemler sebebiyle mağduriyetlerinin doğması engellenmiş, kişilerin hukuken güvence altına alınan hakları kuvvetlendirilmiştir.

                        Burada dikkat edilmesi gereken husus ise, eski hâle getirme talebinin hangi süreler içinde yapılması gerektiğidir. Eski hale getirme talebi, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilmelidir. İlk derece ve istinaf yargılamalarında, en geç nihai karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde bulunmak mümkündür. Ancak, nihai karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme talebinde bulunulabilir. BU DOĞRULTUDA CORONA VİRÜS (COVİD-19) OLARAK BİLİNEN SOLUNUM YOLU BULAŞICI HASTALIĞINA İLİŞKİN YAYILMA TEHLİKESİ VE ALINAN ÖNLEMLERİN KALDIRILMASINDAN İTİBAREN 2 HAFTA İÇİNDE TALEP EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR.

                 Bu nedenle, Eski Hale Getirme 6100 Sayılı HMK 97. maddenin ilk cümlesi “Eski hâle getirme, dilekçeyle talep edilir. Dilekçede, talebin dayandığı sebepler ile bunların delil veya emareleri gösterilir.” hükmü uyarınca dilekçe yolu ile başvurulması gerekmektedir. Eski hale getirme talebi, yapılamayan işlem hakkında hangi mahkemede inceleme yapılacak idiyse, o mahkemeden talep edilmesi gerekmekte olup buna göre, dava veya hüküm sırasında ortaya çıkan eski hale getirme talepleri davaya bakan ve hükmü veren mahkemeye yapılmalıdır. Kanun yollarına başvuru süresinin kaçırılması halinde ise, eski hale getirme talebi, ilgili üst mahkemeye yapılmalıdır.

                 Ancak yine önemle belirtmek gerekir ki, eski hale getirme talep edilmesi, yargılamanın ertelenmesini gerektirmez ve hükmün icrasına engel olmaz. Fakat mahkemece, HMK m.99 uyarınca teminat karşılığında yargılamanın ertelenmesine veya hükmün icrasının durdurulmasına karar verebilir. Kişinin iradesi dışında kaçırılmış olan süre hakkında yapılan eski hale getirme talebi ilgili üst mahkemece kabul edilmesi halinde, hüküm kesinleşmemiş gibi kanun yolu incelemesi yapılır.

                 Tüm bunlar göz önüne alındığında anlaşılacağı üzere, çok kritik bir dönemden geçmekle birlikte bu konunun çok hassas ve ciddi olduğu ortadadır. Geri dönüşü olmayan hak kayıplarına uğramamak adına, avukatınıza danışmanızı tavsiye ederiz.

 Stj. Av. Seren Tokgöz